(Yasin Suresi “özde anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir tefsir, ne bir te’vil, ne de bir ayet yorumudur. “Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”, uyarısı; “Kur’an İnsanın İkiz Kardeşi” Nebevi Gerçeği çerçevesinde sadece bir yaklaşım denemesidir. )
Sur’a ikinci kez üfürülme tabir edilen; FENA nın BEKAya dönüşüm süreci; İnsanlık Şuurunun Gelişimi (İnsanlık tarihi değil İnsanlık Şuurunun Gelişimi) açısından Hz. ADEM a.s dan Hz. MERYEM ve Hz. İSA’nın doğumuna uzanan sürecin adıdır!..
İnsanlık Şuuru; Ademî boyutun hakkını çeşitli rasül ve nebi suretleri ve onların kavimlerinin helaki diye mecazen işaret olunan; bedensel bilince ait bazı örtülerin yakılması, bazı kabuk ve yüklerden arınış süreçlerini hakkıyla yaşadıktan sonra, Muhammedî boyutun yaşamına dair ilk ışıkların huzme huzme süzüldüğü Meryem ve İsa sahnesine şahit olacaktır.
Bizde, yani özüne dönende bu sürecin yaşanması ise; tarikat tabir olunan arınma ve nefse ağır riyazat, bela, fitne, imtihan süreçleri sonrasında kendi İsa’sını doğurmak; yani kendinden emin o kudretli duruşu tüm kayıtsızlık ve orijinalliği ile ortaya koymak şeklinde açığa çıkar!...
Kişi bu süreçte EMİNdir artık. Neyi niçin yaşadığının HESABını bilmekte, neyin neyi çektiğini, neyin neyi ittiğini görmekte ve en ince detayına kadar mekanizmayı bilmektedir. Bu biliş ve eminlik KULLUĞUNU Bİ HAKKIN İCRA KUDRETİNİ AÇAR “KENDİ”LİĞİNDEN!...
http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/ayna/ayna04.htm
İşte şimdi geldiğimiz ayetlerde açılan o süreçte insanın kendinde yaşadığı cennet ve cehennemin ne demek olduğunu göreceğiz. Birileri cehenneme, birileri cennete mi gitmekte dışarıda?...
Yok iki gözüm yok… Az sabır… Kim nerede nereye gidiyor okuyalım yavaş yavaş…
55-) GERÇEK Kİ O SÜREÇTE, CENNET EHLİ CENNET NİMETLERİYLE MEŞGUL VE BUNUN KEYFİNİ ÇIKARMAKTADIRLAR.
Cennet Ehli… Kim onlar?... Sendeki kuvvelerden, melekelerden ve idraklerden bahsediliyor yine. Aman bu noktadan kopmayasın dostum! Değerlendirme, bakış açısı, hayata yaklaşım, okuma ve sezme noktasında gene sensin gündemde. Sende, senin gündeminden başkası yok zaten!
Cennet ehli; yani sende şuursal yaşamı açığa çıkarma kudretini kendinde bulmuş ve yaşamaya başlamış idrakler, nimetleriyle meşgulmüş cennetin. Ne demek bu?
Allah Esmasının an be an enfüste ve afakta YERLİ YERİNCE AÇIĞA ÇIKMAKTA olduğunun seyridir bu…
İYİ– KÖTÜ, GÜZEL- ÇİRKİN, HAYIR- ŞER, UZAK- YAKIN, DOĞU- BATI ŞİRKİNİN DÜŞTÜĞÜ; TEKTEN TEKE SEYRİN AÇILDIĞI SÜREÇTİR BU…
Çok mu kavramsal oldu?.. Basitleştirelim. Hani sen, o ön hazırlık, o ölüm, o ilk sura üfürülme yada “Şehrin öte yanından gelen adam” sembolü ile başlayan süreçte nasıl bakıyordun hayata?... Henüz hiç bir şeyi yerine oturtamamıştın. Suçluyor, yargılıyor, yadırgıyor, uzaklaşmak istiyordun her şeyden!... Çünkü henüz gözünde NİMET- BELA İKİLEMİ bitmemişti.
Cennet Nimetlerini illa özel ikram diye anlamaya zorlama kendini. EN BÜYÜK NİMET; ASLINDA BELA DİYE BİR ŞEY OLMADIĞINI FARK ETMEK, HERŞEYİ NİMET GÖRMEKTİR!!!! (Düşünürsen bu cümle çok şey söyler sana!)
“Nimetlerle meşguldürler” diyor. Meşgul olmak?!... İnsana en fazla stres ve sıkıntı “boşluk hissi” şeklinde gelir değil mi?.. Boşluk yaşamanın adıdır depresyon. Herşeyin anlamsız geldiği boşluk hali.
En başlarda, henüz idrakinin yeterince gelişmediği süreçte o boşluğu da cennet zanneder, hatta buna BAĞLANTISIZLIK- BAĞIMSIZLIK- SAHİPLENMEME diye cilalı etiketler yapıştırır, çektiğin “Benlik Sancısı”na dahi cennet kılıfı geçirmeye çalışırsın. Asıl cennet hali o değildir. Asıl cennet; her an meşgul olmak, hayatında ve idrakinde boşluk bırakmamaktır. 24 saatine tasarruf edersen, 24 saatine şuurlu biçimde hakim olabilirsen yaşarsın cennetini.
Meşgul olmak; boşluğa izin vermemesi yönüyle önemli bir kavram! İnşirah suresi O HALDE RABBİN İÇİN YORUL, MEŞGUL OL şeklinde biter.
İmam Şafii: “Kendini Hak ile meşgul etmezsen batıl seni istila eder” diyerek sistemde her boşluğun mutlaka doldurulduğunu çok veciz ifade etmiştir.
Düşüncende, bakış açında, yaşam tarzında bırakacağın boşluklar muhtemelen içeride VEHİM VE VESVESE, dışarıda GIYBET- TECESSÜS- FİTNE VE DİDİŞME ile dolar ki; işte bu da bilincin cehennemini kendi ellerinle tutuşturman demektir.
Nimet görmek, bela görmemek, iki gözden iki değil, iki gözden teki seyretmek başlı başına keyiftir dostum!
Bakalım daha nasıl keyif çatılıyor, daha nasıl sefa sürülüyor cennet idrakinde?..
56-) ONLAR VE EŞLERİ GÖLGELER İÇİNDE TAHTLAR ÜZERİNDE YASLANMIŞLARDIR.
Şuurun eşi bilinç, ruhun eşi beden, hakikatin eşi şeriat, düşüncenin eşi fiil!...
Bütün iç çatışma ve cehennem bunların ayrılığından doğar biliyorsun!
Cennet hali; Beden- Bilinç isimli gelinin; Şuur- Hakikat isimli ERle gerdeğe girmesidir! Bedenin, tam anlamıyla şuura, düşüncenin tam anlamıyla hakikate boyun eğişidir bu hali zevke dönüştüren! Kavga bitmiş, çekişme son bulmuş, daimi vuslat, daimi huzur başlamıştır.
Karşılıklı çekişmeyi bırakıp KUDRET VE EMİNLİK TAHTINDA Hak sohbetine başlamıştır gelin ve damat! Pardon Şuur ve Bilinç… Kızgınlık, hararet, yakıcı ateş; kısacası BİLİNCİN CEHENNEMİ yoktur bu alanda. Bu alan gölgeliktir!... Hakikat güneşinin altında AN- I DAİM yaşamak üzere sığınılan MUHABBET GÖLGESİ, TEVHİD GÖLGESİ dir bu!...
Sohbet ikramsız olur mu?... Hep bakışa bakışa mı geçecek onca vakit?:)))
Arada ikramlar da olacak elbet!
57-) ONLAR İÇİN ORADA MEYVELER VARDIR... ONLAR İÇİN KEYİF ALACAKLARI ŞEYLER VARDIR.
Arınma süreçleri ile arzlarını sürdükleri, ektikleri, bakımını yaptıkları, rahmet yağmurları ile suladıkları, hakikat güneşinde olgunlaştırdıkları İDRAK MEYVELERİ vardır onlar için. Tefekkürlerin, doğuşların getirdiği, eşi benzeri görülmemiş, daha önce kimselerin tatmadığı idrak ve açılım meyveleridir bunlar!
Sıkıntı ve keder yoktur artık. Önceleri acı ve dert gördükleri her şeyi zevk eder, hepsinden keyif alır olmuşlardır.
Nereden gelir bu huzur?..
Dışarıdan birilerinden mi?...
Havadan mı?...
Birinin bağışı mı öteden?...
Devam edelim…
58-) RAHÎM RAB'DEN "SELÂM" SÖZÜ ULAŞIR (SELÂM İSMİ ÖZELLİĞİNİ YAŞARLAR)!
Selam sözü ulaşırmış o hali yaşayana! Nereden? Rabbinden!!!! Yani özünden… Yani kendi gönlünden.. Yani kendi derunundan…
Selam ne demek?.. Ehline kulak verelim şimdi:
ES SELÂM... Yaratılmışlara (beden ve tabiat kayıtlarından; tehlikeden; boyutlarının kayıtlarından) selâmet ihsan eden, yakîn hâlini oluşturan; iman edenlere "İSLÂM"ın hazmını veren; Dar`üs Selâm (hakikatimize ait kuvvelerin tahakkuku) olan cennet boyutu hâlinin yaşamını meydana getiren! Rahîm isminin tetikleyerek açığa çıkardığı isim-özelliktir! "Selâmün kavlen min Rabbin Rahıym = Rahîm Rab`den "Selâm" sözü ulaşır (Selâm ismi özelliğini Rableri olan Esmâ hakikatlerinden açığa çıkan yolla yaşarlar)!" (Yâsîn: 58).
(http://www.ahmedhulusi.org/kuran/elesmaulhusna.htm)
…
Selamette olmak! Barışmak, kavgayı bitirmek iç âleminde. “Kendiyle barışamayan; başkasıyla barışamaz” sözünde değinilen halin sancısıdır bizlerin şimdilerde çektiği. Bazen dışarı atarak, bazen ötede sanarak, bazen kendimize sırt dönerek uzak düşeriz selametten.
Bazen tevazu adına, nefse prim vermeme adına tuhaf ve de kutsal (!) bir gerekçe ile yaparız bunu… “Kendinle barışık ol, kendini sev” dendiğinde nice perdeli bakıştan şu sözler duyulur; “Ben kendimle mücadele etmeli, nefsimi yenmeliyim!...” Kendisi ile barışık olmayı şeytana pabucu kaptırmak zanneden zavallı bir yaklaşımdır bu… Oysa bütün öze erenler, bütün sırrı çözenler dışarıdan bakanların narsist zannedeceği ölçüde çok severler kendilerini… Ve işin sırrı şudur ki; kendini çok sevenler, çok sevebilirler başkalarını!... Hakikati kendinde bulan için “başkaları”nın hiç var olmadığı anlaşıldığından sever; TEK- BÜTÜN GÖRDÜĞÜ TÜM BİRİMLERİ.
İnsanları sevemeyen, aslında kendini sevmemektedir!.. Dışarısı ile kavgalı olan, aslında iç kavgasını bitiremediği için yaşamaktadır savaşa dönüşen azap süreçlerini!...
…
Rahimiyetin; idrak ettiğini yaşama dökmenin, sınırsız paylaşımın, infakın, sevgi ve muhabbet yayınının bir getirisi, bir ürünüdür SELAM ve SELAMETTE OLMAK!
…
Kişi cennet haliyle bunları yaşarken, cehenneme sevk oluş geri mi kalmıştır?..
Hayır…
,
Cehenneme sevkiyat sürmektedir an be an…
Ama bir farkla…
Eski yaşamında cehennemi azap diye gören bilinç; onun bir takım açılımlar için elzem olduğunu sezmiş, gönüllü ve bile isteye sürmektedir kendindeki bazı algıları cehenneme…
Ateşe atılan bir mahkumun yanışı değildir artık yaşadığı. Belki fırıncının rızık ve geçim neşesiyle hamurları sürmesi gibi bir sürüştür bu!... Gönüllü, bilinçli ve gayet farkında bir yönelişle…
Kudretle ve isteyerek ortaya koyduğu bu durum; ona kesin kararlar alma ve duruşunu sabitleme imkanı verecektir.
Artık eski hallerle arasına kesin ve keskin bir set çekmiş, adeta maziyi çöpe atmış; kendisini yakan düşüncelere aşılmaz bir hisar örmüş, gözünün yaşına bakmadan ateşe atmıştır odunsu ve ham yanlarını…
İşte bu idrakin eseri olarak kendinden şu emir çıkar: 59-)"EY SUÇLULAR! BUGÜN AYRILIN!"
İşte bu haykırışın keskin kudreti ile bir sorgulama ve ceza sürecine de start verir şuursal yaşama geçen kul!
Ceza; bir anlamda arınma, bir anlamda yeni idraklere sıçramak için enerjiyi açığa çıkaracak olan yanmadır burada. Yakıcı bir azap değildir yaşanan! Belki TADILASI, belki MÜJDE olan arınmadır sadece…
O süreçte neler yaşanır, ileride konuşalım inşaAllah…
(Sürecek)